Küçük Eller öykü kapağı
Öykü · 04

Korku 15 dk

Küçük Eller

Bazı evler geçmişi saklamaz; onu duvarlarının arasına gömer. Ve bazı küçük eller, bulunana kadar kapını çalmaya devam eder.

7 Ekim 2026Özlem Akgül Altuntaş
Sesli öykü

Küçük Eller

Oku & dinle

Seslendirme : ElevenLabs

Bu evde geçmiş, küçük ellerle kapını çalıyor.

Sare, Fetih’in elinden tutmuş, kocaman açtığı gözleriyle yeni evine bakıyordu.

— Fetih, bu ev bizim mi şimdi?

— Aynen öyle, aşkım. Yeni yuvamız burası olacak.

Sare başını Fetih’in omzuna yaslayarak huzurla iç çekti.

— Çok güzel olacak, hissediyorum.

Karşılarında İstanbul’un kalabalığından uzakta, Yalova’nın Çınarcık ilçesine bağlı küçük bir köyde, yıllardır kimsenin kapısını açmadığı eski, ahşap bir ev vardı. Bakımsızlıktan her yerini sarmaşık kaplamış olsa da, yaprakların arasından görünen ahşap işlemeleri, yüksek pencereleri ve geniş verandasıyla hâlâ tüm ihtişamını koruyordu. Zaman yapıya epey acımasız davranmıştı. Kırılan camları, kararan duvarları ve yıpranmış çatısıyla ikiliyi epey yoracak gibi görünüyordu.

Sare baktığında bambaşka bir tablo görüyordu. Rengârenk perdeler, masallardaki gibi pembe panjurlar ve bahçede koşan çocuklar…

Fetih’in gördüğü ise çok daha başkaydı. Temizlenmesi gereken duvarlar, aktarılması gereken bir çatı ve baştan sona elden geçirilmesi gereken bir bahçe.

Ev Fetih’in amcasından ona kalmıştı. Amcasının ondan başka akrabası olmadığı için miras onun hakkıydı.

Fetih ve Sare üniversitede tanışmış, uzun bir flört döneminin ardından birlikteliklerini evlilikle taçlandırmışlardı. Evleneli iki yıl olmuştu. İş hayatına yeni atılmışlardı. Kirayla boğuşurken kendilerine ait bir ev hayali kurmaya başlamışlardı. Bu yüzden miras kalan ev, karşılarına hiç beklemedikleri anda çıkan büyük bir fırsat gibiydi.

Evin epey masrafı olduğu belliydi. Çatısından bahçesine, duvarlarından pencerelerine kadar elden geçmesi gereken çok şey vardı. Yine de bütün bunların altından kalkmak, yeni bir ev satın almaktan çok daha kolay görünüyordu. Biraz para, bolca emek ve birkaç ay sabır gerekliydi sadece.

Her şey bittiğinde sonunda gerçekten kendilerine ait bir yuvaları olacaktı.

Evin iş yerlerine uzak oluşu sakin bir yaşam isteyen Fetih’e çok cazip gelmişti. Böylelikle işten çıktıktan sonra şehrin kargaşasından uzakta evlerinde sakin bir yaşam süreceklerdi. Üstelik burada çocukları olduğunda oynayacakları harika bir bahçeleri de vardı.

Fetih, süreci hızlandırmak için iş yerinden birkaç gün izin almış, evin tamiratıyla ilgilenmek üzere köye gelmişti. İlk olarak, yapılacak onca işin altından kalkabilecek birkaç usta bulması gerekiyordu.

Köyün girişinde gördüğü kahveye uğradığında içerisi oldukça kalabalıktı. Kapıdan adımını atmasıyla birlikte az önce duyduğu uğultu bir anda kesildi. Masaların etrafında oturan adamlar, aralarına giren yabancının kim olduğunu anlamaya çalışırcasına başlarını çevirip Fetih'e baktı.

Sessizliğin içinde bir çay kaşığının ince şıngırtısı duyuldu. O da sustuğunda kahvenin üzerine tuhaf bir sessizlik çöktü.

— Selamünaleyküm.

Birkaç kişi isteksizce selamını aldı.

Fetih, boş bulduğu masalardan birine oturdu. Kahveci çok geçmeden önüne ince belli bir bardakta çay bıraktı.

— Hoş geldin, evlat. Yabancısın galiba, seni daha önce buralarda görmedim.

Fetih çayını karıştırırken cevapladı:

— Hoş bulduk. Evet, İstanbul'dan geldim.

Kahveci karşısındaki boş sandalyeye kollarını dayamış, dinliyordu.

— Hayırdır, yolun nasıl düştü bizim köye?

— Burada evim var. Daha doğrusu miras kaldı. Biz de eşimle bu şirin köye taşınmaya karar verdik.

— Haaa! Geçenlerde muhtar anlatıyordu öyle bir şeyler.

Camın önündeki masadan yaşlı bir adam sordu:

— Hangi ev, dedin, delikanlı?

— Eski ahşap bir ev. Sokağın adı neydi? Bir dakika, hatırlayacağım.

Bir süre düşündükten sonra cevapladı.

— Yediveren Sokak’ta.

Soruyu soran adam dudağını ısırarak başını belli belirsiz salladıktan sonra hiçbir şey söylemeden düşünceli bir hâlde camdan dışarıya bakmaya başladı.

Bu kez Fetih adama sordu:

— Orada daha önce kimin oturduğunu biliyor musunuz?

Adam soru karşısında hiç tepki vermedi.

Kahveci cevapladı:

— Ben kendimi bildim bileli o ev boş. Orası hakkında birileri bir şey biliyor mu, pek sanmıyorum.

Yaşlı adam birden sandalyesini geriye itti. Sandalye ayaklarının taş zeminde çıkardığı sert ses, kahvedeki herkesin dönüp ona bakmasına yetti. Adam ceketini aldı ve tek kelime etmeden kapıya yöneldi.

Fetih bakışlarıyla onu takip etti.

Yaşlı adamın yüzü az öncekinden çok daha gergindi. Kapıdan çıkarken dudakları durmadan kıpırdıyordu. Bir şeyler mırıldanıyordu. Fetih ne söylediğini duyamadı ama çok da umurunda değildi.

***

Fetih’in izin günleri sayılıydı. Bu yüzden işleri sırayla yaptırıp haftalarca beklemek yerine eve birkaç ustayı aynı anda sokmuştu. Çatı onarılırken bir yandan kırık camlar değiştiriliyor, diğer yandan yıllardır el değmemiş odaların duvarları kazınıp yeniden sıvanıyordu.

Evi mümkün olduğunca çabuk yaşanabilir hâle getirip Sare’yle hemen taşınmayı düşünüyordu. Zaten tadilat beklediğinden daha fazla masraf çıkarmıştı. Bunca harcamanın üzerine bir de İstanbul’da oturdukları eve boş yere kira ödemek istemiyordu. 

İlk birkaç gün ev, yıllardır içinde biriktirdiği sessizliği üzerinden atmaya çalışıyormuşçasına gürültüyle doldu. Çekiç sesleri odalarda yankılanıyor, matkapların uğultusu ahşap duvarları titretiyordu. Ustalar birbirlerine seslenerek bir odadan diğerine koşturuyordu.

Bahçedeki kurumuş dallar budanmış, sarmaşıkların büyük bölümü duvarlardan sökülmüş, yıllardır kapalı duran pencereler birer birer açılmıştı. Her geçen gün, ev biraz daha ortaya çıkıyor, yapı yaşanır hâle geliyordu.

Ustalar evde çalışırken Fetih de bahçeyi saran kuru dalları, yaprakları ve yıllardır birikmiş çer çöpü temizliyordu. Bir ara, izlendiği hissine kapılarak başını kaldırdı.

Bahçe girişinde birisi duruyordu.

Fetih gözlerini kısarak baktığında adamı tanıdı. Köy kahvesinde Yediveren Sokak’ın adını duyduğu anda yüzü değişen yaşlı adamdı. Hiç kıpırdamadan eve bakıyordu. Dudakları yine hareket ediyordu.

Fetih elindeki dalı yere bıraktı. Kahvede de aynı şeyi yaptığını hatırladı. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu ama aralarındaki mesafeden ne söylediğini duymak mümkün değildi.

— Dayı!

Yaşlı adam birden dudaklarını oynatmayı bıraktı. Fetih ona doğru birkaç adım attı. Adam fark edildiğini anlayınca arkasını döndü ve geldiği yoldan hızla uzaklaşmaya başladı.

— Bir dakika! Sana bir şey soracağım!

Adam dönüp bakmadı bile. Fetih bahçe kapısına kadar gidip ardından baktı. Koşup yakalamayı düşündü ama o kadar çok işi vardı ki… Birkaç saniye sonra yaşlı adam yolun köşesinden dönerek gözden kayboldu.

“Tuhaf herif,” diye geçirdi içinden. Dönüp eve baktı.

— Şu işler bir bitsin, bir bakalım derdi neymiş?

Yerde bıraktığı dalların yanına döndü ve çalışmaya devam etti.

İki katlı evin bir de bodrum katı bulunuyordu. Ancak oranın tadilatı, eve taşındıktan sonraya bırakılmıştı. Öncelikleri üst katlardı. Evin taşıyıcı sistemi kontrol edilmiş, herhangi bir sorun olmadığı görülmüştü. Bu nedenle, bodrum da dâhil olmak üzere, aciliyet taşımayan bölümlere şimdilik müdahale edilmeyecekti.

Bodrumun kapısı kapatıldı ve ustalar çalışmalarını üst katlarda sürdürdü. O kısımlar şimdilik sadece ardiye gibi kullanılacaktı. Nasıl olsa önlerinde uzun bir zaman vardı.

***

Sare tadilat boyunca eve hiç uğramamıştı. Bugün ise, bodrum katı tadilatı hariç, her şey bitmiş, geriye bir tek eşyaların gelmesi kalmıştı.

Birlikte bahçe kapısından evi izlerken bir şey Sare’nin dikkatini çekmişti. Gözlerini bir noktaya sabitlemiş, kaşlarını çatmıştı.

Fetih önce karısına, ardından gözlerini diktiği yöne baktı.

— Hayırdır, ne oldu?

— Üst katın camında bir şey gördüm sanki.

Kafasını sağa sola sallayarak devam etti.

— Ağacın gölgesi sanırım. Boş ver, hadi girip bakalım.

Birlikte içeri girdiklerinde evin içinden sıcak bir hava yüzlerine çarpmıştı. Her yer yeni boya kokuyordu. 

Sare, Fetih’e dönerek, “İçerisi çok sıcak değil mi?” diye sorunca Fetih başıyla onaylayarak, “Evet, hatta bayağı sıcak,” diyerek onu tasdikledi.

Girdikleri her odada boya kokusunun dağılması için camları açıyorlardı. Fetih mutfağa geçtiğinde pencerenin boyadan kasaya yapıştığını fark etti. Önce birkaç kez zorladı. Açılmayınca biraz daha kuvvet uygulayıp kendine doğru çekti.

Bir anda menteşelerden biri yerinden çıktı. Fetih ne olduğunu anlayamadan pencere kanadı bütün ağırlığıyla elinde kaldı.

— Hay aksi!

Camı kırmamaya çalışarak dikkatlice yere bıraktı. Yerinden çıkan menteşeye baktığında ahşabın yıllar içinde çürüdüğünü gördü. Ustalara saydırmaya başladı.

— Elli kere dedim, tüm camları kontrol edin, diye.

Sare’ye dönerek, “Sen diğer odalara bak, ben şunu halledeyim yoksa gece içeri yarasa girer, her yeri batırır,” dedikten sonra takım sandığını alarak pencereyi tamire koyuldu.

Sare evde yavaşça geziyor, her odayı tek tek inceliyordu. Sevinçten içi içine sığmıyordu. Yatak odası, çocuk odaları, misafir odası… Hepsinin yeri şimdiden kafasında netleşmişti.

Hava epey kararmıştı. Bir an önce işlerini bitirip toparlanmaları gerekiyordu. Son bir oda kalmıştı. Sare odanın ışığını yakarak içeri girdi. Odayı kontrol ettikten sonra cama doğru yürüdü. Camdaki yansımasında kendini gördüğü sırada görüntüde başka bir şey fark etti.

Kapının hemen yanında, prizin altında küçük bir kız çocuğu ona bakıyordu. Hemen arkasını döndü ama kimseyi göremedi. Tekrar cama baktığında çocuk hâlâ oradaydı. Olduğu yerde donakaldı. Ne hareket edebiliyor ne de gözlerini camdaki görüntüden ayırabiliyordu. Çocuk gözlerini dikmiş, ona bakıyordu.

Sare hızlıca arkasını döndü. Yine kimse yoktu. Tekrar cama baktığında ise bu kez çocuk gitmişti. Sare koşarak aşağı indi ama Fetih'e gördükleriyle ilgili hiçbir şey söylemedi.

— Fetih.

— Efendim.

— Bu evde daha önce kim yaşamış?

— Bilmem, hiç düşünmedim. Ama kahveci yıllardır burada kimseyi görmediğini söyledi; yıllardır boşmuş. Zaten, baksana, biraz daha gelmeseydik ev fosile dönüşecekmiş. Neden sordun ki?

— Bilmem, merak ettim sadece.

Ne Sare gördüğü çocuktan bahsetmişti ne de Fetih gizemli yaşlı adamdan. Bu ev onların sıcak yuvası olacaktı. Bu durumun büyüsünü bozmak istemiyorlardı.

***

İkili birkaç gün içinde eve tamamen taşındı. Önceki evleri bunun yarısı kadar olduğundan yerleşmeleri pek zor olmadı. Odaların büyük bir kısmı hâlâ boştu. Hayallerinde ise bir gün o odaları çocuklarıyla doldurmak vardı. Artık ikisi de çocuk sahibi olma vaktinin geldiğini düşünüyordu.

Günler birbirini kovalamış, eve taşınmalarının üzerinden dört ay geçmişti. Çocuk planlarını hayata geçirmek için doktor kontrolüyle tüm korunma yöntemlerini bırakmışlardı. Artık geriye sadece beklemek kalmıştı.

Sare o geceki kız çocuğunu bir daha hiç görmemişti. Hatta evde öyle güzel günler geçiriyordu ki, o korku dolu anı hatırlamıyordu bile.

Bir gün Sare, daha yemeğini bitiremeden masadan kalkıp soluğu lavaboda almış, dakikalarca kusmuştu. Hiçbir kokuya dayanamıyor, sürekli midesi bulanıyordu. Hamile olabileceğinden şüphelenmeye başlamıştı.

İş çıkışı aldığı gebelik testlerinden birini alarak tuvalete girdi. Kutunun üzerindeki talimatları okuduktan sonra gerekli işlemleri yaptı ve beklemeye başladı. Testi lavabonun üzerine bıraktı, ardından saatine bakarak geçmesi gereken süreyi beklemeye koyuldu.

Süre dolduğunda beklediği tablo tam karşısındaydı: hamileydi.

Sevinçle başını aynaya çevirdiği anda bütün hevesi kursağında kaldı. Aylar önce gördüğü kız çocuğu, gözlerini dikmiş, aynadan ona bakıyordu. Sare korkudan olduğu yerde donakaldı. Uzun, siyah saçları ve beyaz geceliğiyle karşısında duran çocuk, gözlerini Sare'nin gözlerinden ayırmıyordu.

Hızla gözlerini kapattı. Tekrar açtığında aynada kimse yoktu. Koşarak mutfağa gitti ve hemen bir bardak su içti. Gün boyunca bir daha o banyoyu kullanmadı. Hatta aynaların olduğu yerlere bile yaklaşmamaya çalışıyordu.

Sevinçli haberi Fetih'le paylaşmış, bütün günü birlikte hayaller kurarak geçirmişlerdi.

Gece olduğunda Sare, su içmek için mutfağa giderken odalardan birinin zemininde küçük ayak izleri, duvarlarda ise küçük el izleri olduğunu fark etti. Sanki dört, en fazla beş yaşlarında bir çocuk ıslak ayaklarıyla odanın içinde gezinmiş, duvarları ellemişti.

Koşarak Fetih'i uyandırdı. Ancak birlikte odaya döndüklerinde izler ortadan kaybolmuştu. İkisi de yerdeki izleri görmeye çalışırken Sare, kapının aralığından bir gölgenin geçtiğini fark etti. Hızla o yöne doğru koştu.

Koridora çıktığında olduğu yerde kaldı. Aynı küçük kız, evin içinde ağır ağır yürüyordu.

Sare sessizce peşinden gitmeye başladı. Kız, merdivenlerden inerek bodrum kapısına doğru ilerledi. Kapının önünde durdu ve bir süre hiç kıpırdamadan kapıya baktı. Sare onun bodruma gireceğini düşünürken küçük kız aniden sola döndü. Salona doğru yürüdü ve şöminenin içine girerek gözden kayboldu.

Sare neye uğradığını şaşırmıştı. İçinden dualar okumaya başladı. O gece bir daha gözüne uyku girmedi.

Diğer günler de aynı şeyler tekrarlamaya devam etti. Küçük kız, Sare'nin karşısına çıkıyor, ardından yavaşça yürüyerek şöminenin içine girip gözden kayboluyordu.

Bir süre sonra küçük kıza başka bir çocuk daha eşlik etmeye başladı. Sonraki hafta bir başkası daha... Her geçen gün sayıları artıyor, hepsi aynı şekilde şömineye doğru yürüyordu. Çocukların sayısı sonunda yediyi bulmuştu.

Sare ilk zamanlar gördükleri karşısında çok korksa da onunla temas etmedikleri için bu duruma alışmıştı.

Gebeliğinin dördüncü ayına gelmişti. İşinden izne ayrılmış, aileye katılacak minik üye için hazırlıklara başlamıştı. Fetih ise karısının bir dediğini iki etmiyor, onu mümkün olduğunca yormamaya çalışıyordu.

Sare’nin geceleri yaşadığı tedirginliği fark ediyordu. Uykusundan sıçrayarak uyandığını, bazen uzun süre odanın bir köşesine bakıp kaldığını görüyordu. Ne zaman ne olduğunu sorsa Sare konuyu değiştiriyordu. Çünkü gördüklerini anlatsa Fetih’in ona inanmayacağını düşünüyordu.

Bir gece yine aniden uyandı. Başını yastıktan kaldırdığında çocukları gördü. Bu kez her zamanki yerlerinde değillerdi. Odanın penceresi önünde toplanmış, birbirlerine sıkıca sarılmışlardı. Gözleri korkudan kocaman açılmıştı. Küçük bedenleri belli belirsiz titriyordu.

Sare onları artık o kadar sık görüyordu ki varlıkları eskisi kadar korkutmuyordu onu. Fakat ilk kez çocukların korktuğunu görüyordu. İçine kötü bir his çöktü.

Yanında uyuyan Fetih’i telaşla dürttü.

— Fetih, kalk. Bir şeyler oluyor.

Fetih gözlerini güçlükle açtı.

— Ne oldu?

Sare cevap vermedi. Yatakta doğrulmuş, çocukları izliyordu. Tam o sırada burnuna dayanılmaz bir koku geldi. Çürümüş et ile nemli toprağın birbirine karıştığı, insanın midesini kaldıran ağır bir kokuydu. Sare eliyle ağzını kapatıp istemsizce öğürdü.

Fetih hemen doğrulup karısının yanına geldi.

— Sare? İyi misin?

Ama o da sustu. Çünkü kokuyu almıştı. Sare bunu kocasının yüzünden anladı. Fetih’in uykulu ifadesi bir anda kaybolmuştu.

O sırada çocuklardan biri ağlamaya başladı, ardından diğeri, sonra hepsi. Sare’nin kanı dondu. Onları gördüğü günden beri ilk kez seslerini duyuyordu.

Çocuklardan biri, diğerlerine sarılmaya devam ederken başını Sare’ye çevirdi. Gözlerindeki korku öylesine büyüktü ki, Sare birkaç saniye nefes alamadı.

— Bize yardım et!

Diye haykırdı çocuk.

— Bizi buldu!

Sare yataktan doğruldu.

— Kim buldu sizi?

Ağlama sesleri bir anda kesildi ve çocukların hepsi aynı anda sustu. Yüzlerindeki ifadeler dondu. Sanki görünmez bir el bedenlerini taş kesmişti. Hepsi Sare’nin arkasında, aynı noktaya bakıyordu. Sare, onların gözlerini takip ettiğinde kapının eşiğinde bir şeyin durduğunu gördü.

Uzun, eğri büğrü bedeni karanlığın içinde zar zor seçiliyordu. Kolları bedenine göre fazlasıyla uzundu. Parmaklarının ucunda siyah, içe doğru kıvrılmış pençeleri vardı. Başını çevirip Sare’ye baktı. Karanlığın içinden iki kırmızı göz parlıyordu. Sare nefesini tuttu. Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu. Fetih ne olduğunu anlayamadan sağa sola bakıyor, durmadan soru soruyordu.

Varlık uzun pençeli elini kapının kenarına koydu. Ağır adımlarla odaya doğru yürümeye başladı. Tam çocukların yanına geleceği sırada Fetih hızla ışığın düğmesine bastı.

Oda bir anda aydınlandı ve hepsi kayboldu.

Çocuklar da kapının eşiğindeki o korkunç varlık da gitmişti. Sanki birkaç saniye önce orada hiç kimse yokmuş gibi oda bomboştu.

Sare gözlerini kırpmadan kapıya bakıyordu. Nefesi kesik kesikti. Fetih ise yatağın yanında durmuş, şaşkınlıkla karısına bakıyordu.

— Sare, ne oluyor?

— Dur, biraz kendime geleyim, hepsini anlatacağım.

O şey her neyse tekrar gelecek gibi duruyordu.

Sare başından geçenleri, aylardır yaşadıklarını kocasına gözyaşları içinde anlattı. Ardından ekledi:

— Çocuklar neden bu kadar korktu? Onlara ne yapacaktı?

— Allah aşkına, Sare, derdin bu mu şimdi? Yahu, evi cinler, periler, ruhlar basmış; sen neyin derdindesin?

— İyi de o çocuklar zararsızdı.

— Nereden biliyorsun? Bunlara güven olmaz.

— Biliyorum işte.

— O koku burnumdan hiç gitmiyor, Sare. Şu kahvedeki adam… O bir şeyler biliyor olabilir. Yarın ilk iş onu bulacağım.

Fetih ve Sare ertesi gün köy kahvesine çıkan yolun başında adamı beklemeye başladı. Sare, Fetih’in tüm ısrarlarına rağmen onu yalnız bırakmadı. Akşam olmak üzereydi. Yaşlı adamı köy yolunda yakaladıklarında adam onları görür görmez yönünü değiştirmeye çalıştı. Fetih arkasından seslendi.

— Dayı! Bir dakika bekler misin?

Adam durdu ama arkasını dönmedi.

— Seninle o ev hakkında konuşmamız lazım.

Yaşlı adam yavaşça onlara döndü. Önce Fetih'e, sonra Sare'ye baktı.

— Benim sizinle konuşacak bir şeyim yok.

Sare öne çıktı.

— Ama bizim var. O evde çocuklar görüyorum.

Adamın yüzü bir anda değişti.

— Ne dedin sen?

— Çocuklar görüyorum. Yedi tane.

Yaşlı adam birkaç saniye Sare'nin yüzüne baktı.

— Yedi mi?

— Evet.

Adam başını eğdi. Dudakları yine kıpırdamaya başlamıştı. Sare onun dua ettiğini ancak bu kez anlayabildi.

Fetih sabırsızlandı.

— Sen bir şey biliyorsun. İlk günden beri belli. Ne oldu o evde?

Yaşlı adam derin bir nefes aldı.

— Benim bildiğim yok, evlat. Duyduğum var. Babamdan, dedemden, köyün eskilerinden...

— Ne duydun?

Adam gözlerini Sare'ye çevirdi.

— O ev hakkında hiçbir zaman iyi şeyler anlatmadılar.

Sare istemsizce Fetih'in koluna girdi.

— Nasıl şeyler?

Yaşlı adam bir süre sustu.

— Vakti zamanında o eve kadınlar gelirmiş. Karnındaki çocuğu istemeyen kadınlar. Kimse duymadan, erken aylarda gelenlerin gebeliklerini orada sonlandırırlarmış.

Fetih kaşlarını çattı.

— Evde mi?

— Öyle anlatılırdı.

Sare'nin eli karnına gitti.

Yaşlı adam devam etti.

— Bir de artık gebeliği sonlandırılamayacak kadar ilerlemiş olanlar varmış. Karnı burnunda gelen kadınlar. Son aylarını o evde geçirir, çocuklarını orada doğururlarmış.

Sare kaşlarını çattı.

— Sonra?

Yaşlı adam cevap vermedi.

Sare bir adım yaklaştı.

— Doğan çocuklara ne olmuş?

— Bilmiyorum.

— Nasıl bilmiyorsun?

— Çünkü kimse bilmiyor, kızım. Kadınların bazıları doğumdan sonra tek başlarına gidermiş. Çocuklar evde kalırmış.

Fetih'in yüzü gerildi.

— Kimin yanında?

— Orayı işletenlerin.

— Sonra çocuklara ne olmuş?

Yaşlı adam başını iki yana salladı.

— İşte orasını bilen yok.

Sare'nin yüzü soldu.

— Hiç mi kimse sormamış?

— O zamanlar bazı şeyler bugünkü gibi konuşulmazmış. Hele ailesinden gizli gelen kadınların, evlilik dışı doğan çocukların adı bile anılmazmış. Köydekiler de o eve yaklaşmazmış zaten.

Fetih bir süre sustuktan sonra sordu:

— Peki neden? Çocuklardan dolayı mı?

Yaşlı adam Fetih'in gözlerinin içine baktı.

— Ben çocuklardan dolayı demedim.

Fetih'in kaşları çatıldı.

— O zaman neden?

Adamın dudakları yeniden kıpırdadı.

— Dedim ya... O ev hakkında iyi şeyler anlatmazlardı.

Sare'nin sesi alçaldı.

— Ne anlatırlardı?

Yaşlı adam bu kez cevap vermedi. Başını kaldırıp gözlerini bir noktaya sabitledi ve bir süre düşündü.

— O çocukların başına ne geldiğini bilmiyorum. Bilmek de istemedim. Ama yıllar sonra o evin yeniden kapısının açıldığını görünce içim hiç rahat etmedi.

Bakışlarını Sare'nin karnına indirdi.

— Hele şimdi hiç etmiyor.

Fetih ve Sare yaşlı adamla konuştuktan sonra eve doğru yürümeye başladı. İkisinin de ağzını bıçak açmıyordu. Bahçe kapısına geldiklerinde Sare başını kaldırıp eve baktı. Aylardır yuvası olarak gördüğü ev hakkında duydukları onu fazlasıyla rahatsız etmişti. Burası gerçekten bu kadar büyük kötülüklerin yaşandığı bir yerse burada nasıl yaşayacaktı?

İçeri girdiğinde gözü salondaki şömineye takıldı. Birden durdu.

— Fetih.

— Efendim?

— Çocuklar bana bir şey anlatmaya çalışıyordu sanki.

Fetih kaşlarını kaldırdı.

— Nasıl yani?

— Şömine.

— Ne olmuş şömineye?

— Her seferinde oraya gidiyorlardı. İlki önce bodrumun kapısında duruyor, sonra şömineye gidip kayboluyordu. Diğerleri de aynısını yaptı.

Fetih'in bakışları şömineye kaydı.

— İçeride bir şey olduğunu mu düşünüyorsun?

— Bilmiyorum. Ama neden başka bir yere değil de hep oraya gidiyorlar?

Fetih bir süre düşündü.

— İçimden bir ses, buradan defolun gidin, diyor. Bu işin altından bir iş çıkacak ama hadi hayırlısı.

Fetih şöminenin başına geldi, eğilip içine baktı.

— Burada bir şey görünmüyor.

Elini iç duvarda gezdirdiğinde parmakları isten kararmıştı.

Sare gözünü kıstı, başıyla şömineyi işaret etti.

— Belki arkasındadır. Kıralım. Çocuklar burayı gösteriyordu.

Fetih doğrulup Sare'ye baktı.

— O kadar kolay değil. Burası eski bir yapı, duvara zarar verebiliriz.

— Fetih, çocuklar aylardır bana burayı gösteriyor.

— Tamam, o kısmı anladım, elli kere söyledin. Yarın bir usta çağırırım. Neyin içine düştük biz?

— Yarın değil!

Fetih karısının yüzündeki ifadeyi görünce itiraz edecek gibi oldu ama olanlar hiç normal görünmüyordu. Takım çantasını alıp geldi ve şöminenin içindeki tuğlaları kontrol etmeye başladı. Eline bir tornavida alarak sapıyla tuğlalara tek tek vurmaya başladı. Birine vurduğunda çıkan ses diğerlerinden farklıydı. Tekrar vurunca tok, boş bir ses duyuldu.

Fetih ile Sare birbirlerine baktı.

Fetih düşünceliydi.

— Arkası boş.

Tam o sırada evin ışıkları söndü. Sare irkilerek kocasının koluna yapıştı.

— Fetih!

— Sigorta atmıştır. Dur, hemen korkma.

Fetih telefonunun ışığını açtı.

O anda Sare'nin burnuna yine çürümüş et ve nemli toprak kokusu geldi.

— Burada.

Fetih başını çevirdi.

— Kim burada?

Sare cevap vermedi. Salonun kapısında çocuklar belirmişti. Yedisi de yan yana durmuştu. Ama şömineye değil, Sare'nin arkasındaki bir noktaya bakıyorlardı. Çocukların yüzündeki korkuyu gördüğü anda Sare'nin kalbi hızlandı. Arkasını dönmedi. Biliyordu ki, dönse aynı varlıkla karşılaşacaktı. Odanın içinde ağır bir nefes sesi duyuluyordu. Fetih telefonun ışığını Sare'nin arkasına tutunca bir anda yüzü değişti. Telefonu tutan eli titremeye başladı.

Sare onun bu hâlini görünce fısıldadı:

— Sen de görüyorsun, değil mi?

Fetih cevap veremedi. Karanlığın içinde iki kırmızı göz onlara bakıyordu. Varlık şöminenin hemen yanında duruyor, eğri parmaklarının ucundaki siyah pençeler belli belirsiz parlıyordu.

Sare'nin gözleri çocuklara kaydı. İlk gördüğü siyah saçlı kız diğerlerinin önüne geçmişti.

Sare avazı çıktığı kadar bağırdı:

— Ne istiyorsun bizden?

Varlık cevap vermeden bir adım attı. Sare istemsizce karnını tuttu. Varlığın bakışları bir an onun ellerine, ardından yeniden şömineye kaydı.

Sare o anda anladı.

— Fetih, şöminenin duvarını kır!

— Sare...

— Kır şunu!

Fetih eline çekici aldı. Varlık bir adım daha attı. Fetih bütün gücüyle gevşek tuğlaya vurdu. İlk darbede çatlak oluştu. İkinci darbede tuğlanın bir parçası yere düştü. Varlığın boğazından insan sesine benzemeyen derin bir hırıltı yükseldi.

— Devam et!

Fetih bir kez daha vurdu. Bu kez birkaç tuğla birden içeri çöktü. Şöminenin arkasında karanlık bir boşluk açıldı.

Aynı anda odanın içinde bir rüzgâr dolaştı. Perdeler havalandı, masanın üstündeki eşyalar yere savruldu. Sare gözlerini kapatarak yüzünü korudu. Her şey bir anda durdu. Ortamı derin bir sessizlik kapladı. Sare gözlerini açtığında varlık yoktu. Çocuklar ise hâlâ oradaydı. Ama artık korkuyor gibi bir hâlleri yoktu.

Yedi çocuk da şöminenin arkasında açılan karanlık boşluğa bakıyordu. Fetih telefonunun ışığını açılan deliğe tuttu. Önce hiçbir şey anlayamadı ama daha sonra yüzündeki bütün renk çekildi. Gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacaktı.

— Sare...

— Ne var?

Fetih cevap vermedi. Sare yanına geldiğinde o da gördü. Tozun ve dökülen tuğlaların arasında küçük kemikler vardı. Üstelik bir tane değil, onlarca küçük kemik vardı.

Sare eliyle ağzını kapattı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Arkasını dönüp çocuklara baktı. Yedi küçük beden yan yana durmuş, sessizce onları izliyordu.

İlk gördüğü kız, Sare'ye baktı. Bu kez yüzünde korku yoktu.

***

Polisler gece boyunca evde kaldı. Şöminenin arkasındaki bölüm tamamen açıldı. Fetih ve Sare'nin o gece öğrendikleri yalnızca içeride insan kalıntıları bulunduğuydu. Kaç kişiye ait oldukları ve ne zamandır orada bulundukları yapılacak incelemelerden sonra belli olacaktı.

Sare o gece evde kalmak istemedi. Köyden ayrılıp yakınlardaki küçük bir otele yerleştiler. Sare sabaha karşı ancak uyuyabildi. Rüyasında kendisini evin bahçesinde gördü. Güneşli bir gündü. Bahçe, eve ilk geldikleri gün hayal ettiği gibiydi. Her yer yemyeşildi. Çocukların yedisi de bahçenin ortasında yan yana duruyordu. Ama artık üzerlerinde kirli, eski kıyafetler yoktu. Yüzleri solgun değildi ve korkmuyorlardı. İlk gördüğü siyah saçlı kız öne çıktı.

Sare ona doğru yürüdü.

— Siz miydiniz?

Kız başını salladı.

— Bizi buldun.

Sare'nin gözleri doldu.

— Size ne oldu?

Küçük kız cevap vermedi.

Sare bir adım daha attı.

— O şey neydi? Neden sizin peşinizdeydi?

Kızın yüzündeki gülümseme kayboldu. Arkasındaki diğer çocuklar birbirlerinin ellerini tuttu. Kız, Sare'nin karnına baktı. Sare istemsizce ellerini bebeğinin üzerine koydu. Çocuk tekrar gözlerini kaldırdı.

— Gitmemiz gerekiyor.

— Bekle.

Yedi çocuk el ele tutuşarak Sare'den uzaklaşmaya başladı.

— Bekleyin! O neydi?

Hiçbiri cevap vermedi. Sare arkalarından seslendi.

— Bir daha gelecek mi?

Siyah saçlı kız durdu. Diğer çocuklar yürümeye devam ederken yalnızca o, arkasını dönüp Sare'ye baktı. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.

— Teşekkür ederiz.

Ardından o da diğerlerinin peşinden gitti. Sare onları gözden kaybolana kadar izledi.

Birden gözlerini açtı. Otel odası karanlıktı. Yanında Fetih uyuyordu. Sare birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Gördüklerinin rüya olduğunu fark ederek derin bir nefes aldı.

Elini karnına koydu.

— Kurtuldunuz, diye fısıldadı.

Tam gözlerini kapatacağı sırada komodinin üzerindeki telefonunun ekranı kendiliğinden yandı.

Saat 03:33’dü.

Sare ekrana bakarken koridordan belli belirsiz bir ses geldi.

Tık.

Bir süre sessizlik oldu. Ardından bir kez daha.

Tık.

Sanki uzun bir tırnağın ucu, ağır ağır, otel odasının kapısına dokunuyordu.

Sare'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

Özlem Akgül Altuntaş

7 Ekim 2026

ÖASon

Okur yorumları

4yorum
Sunay Yücel

Hikayenin başlangıcı gelişmesi ve sonuca doğru merak uyandırarak sürükleyiciliği çok güzeldi çok başarılı. Sona gelince okuyucunun hayal gücüne bırakmakta çok iyi olmuş. Yüreğine kalemine emeğine sağlık tebrikler…

Özlem Akgül AltuntaşYazarın yanıtı

Çok teşekkür ederim. Gönlünüze sağlık. Sevgiler, selamlar.

Sude KocaerE-posta doğrulandı

Yazar her bir satırını kesinlikle çok güzel bir şekilde ifade etmiş çok ilgimi çekti ve çok da beğenerek okudum tebrik ederim . 👏🏻

Özlem Akgül AltuntaşYazarın yanıtı

Kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgiler.

Koridor öykü kapağıSıradaki öykü5 dk
Koridor